Günümüzde yaşanılan sorunların çözüm noktasında yetersiz kalınmasının başlıca sebeplerinden biri, topluma yön verilen makamlarda bulunanların ehliyetsiz, yeteneksiz ve bilgisiz olmalarıdır. Bunlar ya siyasi ya da yağcılıkla geldikleri makamın hakkını veremedikleri için bedeli toplumun bütünlüğüne yansımaktadır.
Televizyon izlerken ya da çevrenize bakıp da, “Bu insan, bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz olmuştur mutlaka...
Ya da işyerinizde sizinle aynı veya daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırmış olmalı.
Onlara bakıp, “Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?
Bu sorunla ilgili "lg Nobel" sahibi iki psikiyatri uzmanı Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li, cehalet ve güven ikilemi üzerine bir teori ortaya atarlar.
"Cehalet; gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."
Bu teoriyle ilgili olarak bir araştırma başlatılır.
Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşılır:
• Niteliksiz insanlar, ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
• Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
• Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli olan insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
• Nitelikleri bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı.
Klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi.
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçak gönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçak gönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler. Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar..."
"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti.
Bence Dunning ile Kruger'in, 2000 yılındaki bu çalışmalarıyla Nobel yerine (değersiz anlamına gelen) Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı."
Ödüller, her yıl Aralık ayında bilimsel mizah dergisi "Annals of Improbable Research" tarafından Harvard Üniversitesi'nde düzenlenen törenle "ilk anda insanları gülümsetecek ama sonra onları düşündürecek" on başarıya verilmektedir.
Yazımı Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:
“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”
Umarım herkes kendine bir pay çıkarır!